Araştırmacı yazar Hüseyin Aldogan bize bir röportaj göndermiş.Bizde oldugu gibi yayınlıyoruz..
Hüseyin Aldoğan
Araştırmacı Yazar & Koordinatör
Sinemilli Baba Şemsk ve Şığraş Baba
Pir Ocağı Evladı
Kahramanmaraş/ Pazarcık
İki asrın çınarı
Mehmet Yüksel Dede ile
bir akşam sohbeti
(Kahramanmaraş /Elbistan Kantarma Doğumlu)
Anadolu dedeliğinde günümüzde yaşayanlar ve kaybolanlar.
“Biz Alevi olduğumuz için değil, tarafsız olarak düşünülürse yol ve erkânı ile yaşayış biçimini gerçek demokrasinin içinde bulabilirsiniz. Bunu Alevilerin cemlerinde, görgülerinde canlı olarak da bulursunuz. Bizler bu ilkeleri yıllarca uygulayıp kendi halimizce öğretmeye çalıştık. Bu yolun sorumlu bütün dedeleri bunu görev bilerek yapıyorlardı. Kimse bize cebren yapın demiyordu. Biz diyorduk bu vatanı sevin, çocuklarınızı okutun kız erkek ayrımı yapmadan. Komşunuzun malına göz dikmeyin, haram yemeyin, yani bizler diyorduk ki elinize, belinize ve dilinize sahip olun. Bu da demokrasinin ana ilkesi değil mi ?. Bugün kalkınmış devletlere bakarsanız aynı yolu takip ettiklerini görürsünüz. İşte bunun içinde Alevi erkânının bu yola baş vermiş insanlarının söyledikleri gibi; Ehl-i Beyit’in bütün sözlerinden ilham alarak devamlı onların ismini yad ederek, onların sözlü ibadetini yaparak bu hizmete devam ediyorlardı. Ama son otuz sene gibi bir süredir bu biraz geriledi.
Bizim ibadet yerimiz cami değil, cem evidir. Bugün Alevilerin kurmuş olduğu vakıf ve derneklerin, Alevilere ibadetleri konusunda bazı hakların tanınması konusunda yapmış olduğu girişimlerden birkaçını sayacak olursak bunlar haklı taleplerdir. Mesela Aleviler Türkiye Cumhuriyeti devletine vergisini veriyor, askerini veriyor. Nasıl ki bütçeden Sünnilere ibadetleri için hak tanınıyorsa, devletin Alevilere de bu hakkı tanıması lazım.
Dedelik öyle bir şey ki bana göre her dedeyim diyen insan dede olamaz. Dedelik Hz. Peygamberin bir hadisinde, Piri Mürşidi olmayanın Allah’ı da olmaz, bunu ispat eden ayet Kuran’da mevcut. Bu yolun çetin menfezleri var. Korkulu yerleri var.”
20. Yüzyılın Alevi gelenek ve göreneklerinden bizlere kalanlar...
Akşamın kızıl güneşinin batımıyla birlikte başlayan yolculuğumuz, buluşacağımız mekânın görkemli yapısının önünde sona erdi.. Katlarını bir bir çıktığımız apartmanın asansörü on iki yazılı katta durdu.
Ben ve arkadaşım dede Hasan Soysüren’i kapıda karşılayan misafirperver genç bay ve bayan bizleri salona aldı. Karşımızda bir altmış, altmış beş boylarında Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından kalan köylü şapkası, Anadolu’ya has giysi olan şalvarı ve küçük gözlüklerinin ardındaki yaşlı bakışlarıyla bizleri süzen bir çınar duruyordu. Sıcak bir tebessümle bizleri karşılayan ev sahibi hoş bir sesle buyur etti.
Sohbetimiz önce kendisini tanımak için yönelttiğim soruyla başladı.
H.A -Siz kimsiniz? Soy olarak kendinizi tanıtır mısınız?
M.Y.D.- Soy olarak Sinemilliyim. Bir rivayete göre dört, bir rivayete göre beş kardeşten geliyoruz. Kalandar, Nadar, Haydar, Semks ve Aziz. Biz Elbistan Sinemillilerinin Kalandar’dan gelme olduğumuz söylenir. Aziz’den Pazarcık’taki bir kısım, Şems’ten yine bizim Elbistan’daki Semiskanlılar, Haydar’dan yine Pazarcık ile Malatya’nın Arguvan tarafında olanlar, Nadar’dan ise bugün Erzincan’da yaşayan Sinemillilerin geldiği söylenir.
Sohbete katılarak parantez açan Hasan Söysüren; Dede kendisi Pazarcık tarafında yaşayan Sinemillerden olup Haydar’ın çocuklarındandır. Kendisi de aynı zamanda dede çocuğu ve ocakzadedir, dedi.Mehmet dede “Öyle mi?” diyerek kendisini soy ve aile olarak tanıtmayı sürdürdü.
Elbistan da ki tayfaya Dedegiller derler. Bizim Hasangiller, İbo Dede, Şeyho Dede ve Mamo Dedegiller olarak bilinirler. Sinemillinin kendisinin ilk gelip yerleştiği köy, Horasan’ın Piran köyüdür. Burada kalanların bir kısmı Sünnileşmiş. Orada dergâh vardır. Oradan kalktıktan sonrada buralara dağılmışlar.
H.A - Elbistan’a gelen Sultan Sinan’ın oğlu kimdir biliyor musunuz?
M.Y.D.- Bizim bildiğimiz Kalender’dir.
H.A - Dedem ben Sinemilli konusunu birazcık açmak istiyorum. Sizler yıllarca bu coğrafyada dolaşıp cemler, görgüler, dedelik ve talip ilişkilerine dayanan hizmetler verdiniz. Bu bir ömürün tamamını aldı demek istiyorum. Neler söyleyeceksiniz.
M.Y.D.- Evet kendimize göre halka hizmetler verdik. Bir şeyler de yaptık kanaatindeyim. Bunu da halk zamanla takdir etti ve bizi de onurlandırdı; biz de bunla bahtiyar olduk.
H.A -Peki dedem, Sinemilli dedelerinin bizim bölgemizde talipler olan diğer dedelerden ayrı bir çizgisi vardı. Bu farklı çizgiden söz eder misiniz? Dedeliğiniz nasıl yürüyordu? Diğer dedelik yapan ocak dedelerinin dedeliği nasıl yürüyordu? Sizler yarım asırlık gözlemlerinizle bunu nasıl gördünüz? Neyi ayrı gördünüz? Ne farklar vardı?
M.Y.D.- Bu konuda onları bizden, bizleri onlardan ayıran olumsuz bir şey vardı diyemem. Fakat gezdiğimiz gördüğümüz yerlerde, mesela bizim talibimiz olmayan ve bizi seven, taliplerden aldığımız sevgi çoktu. Bize karşı ilgileri bir hayli fazlaydı. Bizleri biraz daha farklı görürlerdi. Bizim Pazarcık’ın Cimikanlı ve Çöçeli köylerinde taliplerimiz var. Ben sordum; dedim ki artık köylerde de cem evleri var. Cem evlerine gidiyor musunuz? Dediler ki, gidiyoruz, gidiyoruz da bizim dedelerimiz gibi bize dedelik yapacak dede göremiyoruz. Kocolara gittim. Sohbet arasında bizler çok dedelerin ceminde bulunduk ve çok da dede gördük. Yine de bizim dedelerimiz gibi olanlarını bulamadık... Hüseyin Bey, ben sizleri anlıyorum, yetiştirildiğimiz yerden, dedelerimizden ve dayılarımızdan aldığımız görgü ve ilhama göre bizler iyisini yapmaya çalıştık. Aleviliği tam bir Alevilik öğretisi içerisinde yapıp, bildiğimiz kadarıyla da onlara izah etmeye ve öğretmeye çalıştık.
H.A -Sinemilli dedeleri arasında Sultan Sinemilli’nin oğlu Haydar’a bağlı Şırğaş ve Şemsk babaya bağlı talipler var. Elbistan’da Kalender’den gelen sizin ocağa bağlı talipler var. Ayrıca bu taliplerin bir kısmı bizim Pazarcık’ta, bir kısmı Kayseri tarafında, bir kısmı Akçadağ ve Adıyaman Gölbaşı’ndadırlar. Eskiden beri bizim bu bölgede bir Ali’cilik sevgisi var. Bu Aliciliği nasıl gördünüz? Talip, Ali’ye nasıl bakıyordu? Siz Ali’yi nasıl tanıtıyordunuz?
M.Y.D.- Aliciliğe; Hz. Ali’nin Faziletnamesi’nde yazılanları okursanız, âşıkları, gerçeklerim, sadıkların, deyişlerinden dinlerseniz, onun kim olduğunun farkına varırsınız. Onu Tanrı olarak yorumlamak tamamen doğru değildir. Bizim ona olan sevgimiz; onun bu yolda gösterdiği cesurluk ile fedakârlık onun bizim yanımızda farklı bir yerinin ve de sevgisinin olmasına sebep oluyor dememiz daha doğru olur. Ancak Alicilik düşüncesini aşarak onu biraz daha farklı bir yere koyan Nusrailer Ali “Allah’tır” derler. Başkasını da tanımazlar. Rivayetler onun yiğit ve cesurluğunun yanında, onun keramet sahibi olduğunu da söyler. Onun yaptıklarını ancak büyük bir gücün yapabileceğini söylerler. Bizim talibimiz onu bu yapısıyla tanımaya çalışır ve kabul eder. Bizler Ali’yi bu yapısıyla anlatmaya çalışırdık. O bir sevgi olarak kalbimizde farklı bir yere sahiptir. Ama Ali ile Muhammet bizim yanımızda et ile kemik gibidir ve de birbirinden ayrılmaz bir bütündür. O bu yolun sembolüdür. Bu yol var oldukça, o bu sevgisini koruyacaktır. Her Alevi’nin gönlünde.
H.A -Bugün kentlerde yaşayan Alevilerin kurduğu vakıflar kentlerde yaşayan Husrailerle, Mevlevilerle ortak ibadetler yapmaktadırlar. Özellikle de Cem Vakfı… Sizce bizim Anadolu Alevilerinin sema grubu olan Mevlevilerle, diğer Alici Nusrailerin ortak bir yanları olabilir mi? Gelecekle ilgili ibadet ve görgü olarak bir bütünlükleri olabilir mi ?
M.Y.D.- Olur. Senin o saydığın o inanca sahip insanlarla Alevi kesimi beraber oturup sazını, sözünü yapar, cemini, ibadetini yaparsa hiçbir ayrımcılık olmaz. Tabii, hepsinin düşüncesi aynı yere dayanmamakta mıdır?
H.A -Ama uygulamalara bakıyoruz, örneğin ülkemizdeki şiialar şeriata göre ibadet yapmaktadırlar. Ortak tek yanımız Aliciliktir. Ramazanda oruç tutuyorlar, namaz kılıyorlar, bizde ise bunlar yoktur.
M.Y.D.- Ben o beraberliği insani anlamında söyledim. Bir Mevlevi ve Nusri bizimle beraber olur. Eğer bu anlamda bakarsak bizler bu insanlarla Aleviliği aynı potada eritebiliriz. Bana göre bir Hıristiyan gelip bizim cemde oturursa bile biz ibadetimizi rahat rahat yapabiliriz. Lakin ayrı zihniyette olan birisinin oturması halinde bizim ibadetimizi rahatça yapmamız mümkün olmaz. Senin söylediğin o inançtaki o insanlar birbirlerine o şöyle yapıyor, ben böyle yapıyorum demiyorsa, benim ibadetim, inancım şudur, onunki böyledir demiyorsa, seni horlamıyorsa, ayrı görmüyorsa, sana bir ayrıcalık yapmıyorsa hiç fark etmez. Eğer onlar kendi kendini dışarı veriyorlarsa tabii ki o ayrı bir iş, o vakit de beraberlikten de söz edilemez.
H.A -İran Şiilerini biliyorsunuz? İki yüz yıllık bir süreden beridir tamamen Sünnilik ve şeriat anlayışına dönmüş bir durumdadırlar. Bizim de böyle bir şeriat anlayışına dönüşümüzün olmaması için bizim ne yapmamız lazım, eski Alevilik anlayışını yürütmemiz doğru olur mu? Birlikte yürüttüğümüz bir konunun cuma gününe denk geldiğini düşünelim, o zaman bizlere buyurun camiye derlerse bizim karşımıza nasıl bir tablo çıkar.
M.Y.D.- Cami meselesi bizim Alevilikte olmaz. Adam işte o zaman kendisini zaten ayırıyor. Sen onunla zaten beraber olamazsın. Bizim ibadet yerimiz cami değil, cem evidir. Bugün Alevilerin kurmuş olduğu vakıf ve derneklerin, Alevilere ibadetleri konusunda bazı hakların tanınması konusunda yapmış olduğu girişimlerden birkaçını sayacak olursak bunlar haklı taleplerdir. Mesela Aleviler Türkiye Cumhuriyeti devletine vergisini veriyor, askerini veriyor. Nasıl ki bütçeden Sünnilere ibadetleri için hak tanınıyorsa, devletin Alevilere de bu hakkı tanıması lazım. İfadelerden anladığım kadarıyla MEB olumlu cevap vermiş. Ama Başbakan diyormuş ki, Aleviler Müslümandır. Müslümanların ibadet yeri camidir. Aleviler de camiye gelsinler, ibadetini camide yapsınlar. Benim bildiğim kadarıyla Kuran’da Müslümanların ibadet yeri camidir diye bir hüküm yoktur. Bütün dünya bir ibadet meydanıdır. İnsanlar istedikleri yerde ibadet yaparlar. Müslümanlıkta ibadet yeri cami olacak diye bir şartta yok. Tabii ki Aleviler camiye gitmezler.
H.A -Dedem bizim çocuklarımıza Kuran öğretmek için imam hatipli, devletin maaşlı bir imamının cem evlerine atanması konusunda ki düşüncenizi öğrenebilir miyim? Bu imamların Alevi çocuklarına öğretecekleri Kuran sizce Alevilik anlayışına uygun olacak mı?
M.Y.D.- Bu öğretilecek Kuran hangi bakımından Aleviliği taşıyacakmış. Yani ne anlamda olacakmış. İmam hatipten gelecek olan bu imamlar, Aleviliği ne kadar bilen imamlar olacaklar. İmam hatip okulundan mezun olan bir imama biz Alevilere Kuran öretecekmiş. İşte bu doğrudan doğruya ayrımcılıktır. Doğrudan camiye gitmek anlamına geliyor. Bu meseleleri Alevilerin kendi aralarında toplu bir camia olarak çözmeleri gerekir. Kendi dedelerini kendileri yetiştirecekler. Bunun için de Aleviler sözünü bir kaba koymaları gerekir diye düşünüyorum. Böyle bir işlem bizim için iyi bir girişim olmaz kanaatindeyim. Ayrıca imam hatipli bir imamın gelip de cem evlerinde Alevi çocuklarına Kuran kursu vermesini Alevilerin kabul etmeyeceklerini tahmin ediyorum. Bu karar alınmış olsa bile. Ben şahsen yüzde beş yüz karşıyım. Tabii bunun sonu namaz olur, çocukların camiye daveti de beraberinde gelir. Bu konunun önemini bizlerin de kendi mürvetlerimize ve Anadolu Alevilerine izah etmemiz gerekir. Ben o zaman ne müftüsünü isterim, ne imam hatiplisini isterim; kendi halimde Aleviliğimi sürdürürüm.
M.Y.D.- Hasan SOYSÜREN - Dedem Radyolarda ve televizyonlarda yapılan bazı programlar da yayına bağlanan bazı Alevi vatandaşlarımız da vakıf ve derneklerin yöneticilerinden bu eğilimde olan Alevi önder ve dedelerini, sizin de belirttiğiniz bir ifadeyle ikaz etmektedirler. Yani Alevi vatandaşlar bu konuda duyarlı bir itiraz da bulunuyorlar.
Hasanım bunu Halil Öztoprak, Şinasi Koç hata bir ilahiyat fakültesi dekanı olan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de söylüyor. Kuran’da namazla ilgili bir rakam mevcut değil. Yani insan olan insani kamil olan, kendini yetiştirmiş olan, Allaha vakf olmuş, insanlara vakf etmiş bir insanın alıp verdiği nefes ibadettir. Bütün insanlara sevgiyle, hoş nazarla bakan, tüm insanları aynı gözle görür. Bütün insanlara saygı duyar. Kuran’ın insanı kamil için kabul edilmez tarafı yoktur. Bizim için de böyledir. Yalnız zamanla geçmiş farklı şeyler yazıla yazıla daha farklı anlamlar getirilerek buraya kadar bu hale getirmişler. Bu ayrımcılık bir arada asırlarca yaşamaya alışmış Anadolu insanları için de iyi bir şey değildir.
H.A -Dedem asıl konumuz olan yol ve erkân konusuna yeniden dönmek istiyorum. Kaç yıl dede olarak görgü cemlerinde bulundunuz.
M.Y.D.- 1950’lerde başladım
H.A -Çok partili dönem olan Menderes dönemine mi rastlıyordu?
Tabii tabii, o döneme rastlıyordu.
H.A -Bizlere o dönemde halkın Aleviliğe bakışı, düşüncesi hakkında ne söyleyebilirsiniz? Ayrıca o günden bugüne kadar ne değişti. Yani 80 yıllık bir süreden söz ediyorum.
M.Y.D.- Tabii o zamandan bugüne kadar çok uzun zamanda geçti ve ara verildiği içi bazı şeyleri hatırlamak biraz zor. Yalnız o zaman Alevilik daha tutkundu. İnsanlar edep ve erkân konusunda daha farklı özelliklere sahiptiler. İnsani kâmil vardı. Yol ve erkân konusunda insanlar birbirlerine karşı daha saygılı ve sevgiliydi. Bazı mücadeleler olabilir. Bu mücadeleden Alevi kesimi olarak bizlerin ders çıkarması gerekir. Bizim erkân yaptığımız dönemlerde ve hatta bu son dönemlere kadar dahi, mürşitler, dedeler, müşküller, insanı kâmiller bir cemde veyahut bir mekânda bir araya gelirlerdi. Bizim içimizde meydana gelen müşküllerle ilgili olarak, işte biz şu işle ilgili olarak hemfikir olalım, bu meseleyi çözelim, bu yanlış bizlere zarar veriyor derlerdi. Erenler meclisleri buna bir hal bulurlardı. Bilmem karakolmuş, mahkemeymiş bizim dönemimizdeki Alevilikte hemen hemen yoktu. Gecen zaman içinde bu ilişkiler azalmaya başladı. İnsanlar biraz birbirinden uzaklaşmaya başladı. Tabii bunun sebepleri de bugün değişen şartlarda oldu. Benim korkum o ki zaman geçtikçe, gelecekte bu ilişkiler daha da azalarak insanların kendi şahıslarına kalmalarıdır. En tehlikelisi de insanların birbirlerine karşı olan sevgilerini kaybetmeleridir.
M.Y.D.- Biz Alevi olduğumuz için değil, tarafsız olarak düşünülürse yol ve erkânı ile yaşayış biçimini gerçek demokrasinin içinde bulabilirsiniz. Bunu Alevilerin cemlerinde, görgülerinde canlı olarak da bulursunuz. Bizler bu ilkeleri yıllarca uygulayıp kendi halimizce öğretmeye çalıştık. Bu yolun sorumlu bütün dedeleri bunu görev bilerek yapıyorlardı. Kimse bize cebren yapın demiyordu. Biz diyorduk bu vatanı sevin, çocuklarınızı okutun kız erkek ayrımı yapmadan. Komşunuzun malına göz dikmeyin, haram yemeyin, yani bizler diyorduk ki elinize, belinize ve dilinize sahip olun. Bu da demokrasinin ana ilkesi değil mi. Bugün kalkınmış devletlere bakarsanız aynı yolu takip ettiklerini görürsünüz. İşte bunun içinde Alevi erkânının bu yola baş vermiş insanlarının söyledikleri gibi; Ehl-i Beyit’in bütün sözlerinden ilham alarak devamlı onların ismini yad ederek, onların sözlü ibadetini yaparak bu hizmete devam ediyorlardı. Ama son otuz sene gibi bir süredir bu biraz geriledi.
H.A -Dedem sizler bu ibadetleri yaparken ibadetin yapılmaması konusunda; nasıl sorunlarla veya sorularla karşılaşıyordunuz? Gittiğiniz köylerde dedeler bunları yapmamalıdırlar gibi sorunlarla karşılaşıyor muydunuz veya bir kurban kestiğinizde hangi sorunlarla karşılaşıyordunuz? Özellikle son dönemlerde.
M.Y.D.- Ben şahsen hiç de bir sorunla karşılaşmadım. Yazar Taha Akyol bir televizyon programında, “Ben üniversitede iken Alevi arkadaşlarım vardı. Fakat kendilerini beyan etmiyorlardı. Kendileri biz Aleviyiz demiyorlardı. Korkuyorlardı. Şimdi çok şükür cem evleri var. Çok şükür diyorum. Bir çok Müslüman gider orada müzik dinleyebilir. Biz Aleviyiz cemimizi, cematımızı açık yapıyoruz. Aslında Kuran’ın da belirttiği gibi ibadet sırrındır. Kerhen değildir. Bunun temeli bu. Sonra da Osmanlılar’ın korkusundan ve zulmümden oraya buraya saçılmışlar. Biliyorsunuz Aleviler kesimi devamlı katliam ve zulümlere uğramışlar. Bu nedenle her zaman korku vardı. Ama gizli de olsa devamlı ibadetini yapıyorlardı. İbadetlerini asla yitirmemişler.
H.A -Sizlerin siyasi dönemlere ait düşüncelerinizi de öğrenmek istiyorum. Sizler bu dönemleri de yaşadınız. Bu dönemler özellikle Menderes ve 27 Mayıs İhtilalini yapan Cemal Gürsel dönemleriydi. Adnan Menderes dönemindeki yapıyla, ihtilal yapıldıktan sonraki o dönem de Aleviler biraz daha rahat değil miydiler? Biraz daha özgür olarak ibadet yapabilme konusunda bir şeyler, olumlu değişmeler oldu mu?
M.Y.D.- Efendim Cemal Gürsel Alevilere tam bir miman oldu. Hattta Alevi olduğu söyleniyordu. Adnan Menderes gittikten sonra onun yaptığı ihtilal, Aleviler bir rahatlık bir ferahlık verdi. Ondan sonra Aleviler şehre geldiler. Ondan sonra ortaya çıktılar. Fakat adam yaşamadı, yoksa çok rahat bir devir geldi.
H.A -Dedem izah ettiğiniz gibi Aleviler için iyi bir dönemmiş. Bir nevi Alevi gençliğinin eğitiminin de önünü açmış. Çok çok rahat bir devirmiş. Fakat yetmiş dörtlere geliyoruz. Bu dönem artık Alevi gençliğinin dedelik müessesine karşı bir cephe aldığı bir dönem oluyor. Özellikle de 68 kuşağı. Sizin bu konuda fikriniz ne, bu cephe düşüncesi nereden kaynaklanıyordu. Yani bu solculukla gelişen eylem neydi? Yoksa bilerek yapılan bir şey miydi?
M.Y.D.- Efendim Rusya da filan adam şunu söylüyor. Filan devlete veyahut filan yerde filan adam şunu söylüyor. Filan adam filan yerde şöyle solculuk yapmış. Pir Sultan devletin karşısına çıkmış. Hz. Hüseyin Kerbela da haksızlık yolunda kellesini şehit vermiş. Böyle söylemekle kendi kendini Hz. Hüseyin’e benzetmekle insan Hz. Hüseyin değil, onun bastığı toprak olamaz. Kendi kendini Abdal Pir Sultan’a benzetmekle, o yaptı demekle, bende yaparım demek olmaz. Bir insan yaptığı işi bilinçli olarak yapar. Hüseynim sizde o devrin insanlarısınız. Şimdi bir fikir üzerinde gidiyorsunuz, geniş bir alana açılmışsınız. Bunun üzerinde bir çalışma yapıyorsunuz. Çok güzel. O devrin insanlarından örneğin İzzettin Doğan, bize göre yanlış tarafı olabilir. Bugün zirveye çıkmış durumdadır. Eğer bizim o zamanki gençler, eğer boş hayallere kapılmasalardı, yani asırlardan beri Alevilere düşmemiş bir fırsat düştü, öğretmen geldi, okul geldi, insanlar analar babalar bir hevesle başladı. Keşke öyle devam etselerdi. O tempoyla devam etselerdi. Tahsil yapmış olsalardı. Hocanın seviyesinde üç beş yüz adamımız olurdu. Bugün tek kişiyle üç kişiyle beş kişiyle bir iş yürümüyor. Ne oldu heder oldular. Sosyalistliğe, Kürtçülüğe, komünistliğe kapıldılar, hepsi sıfır oldu gitti. Körü körüne bugün 50-60 bin gencimiz kaybolup gitti. Böyle fırsatlar bir daha gelmiyor. Giden bir daha dönmüyor.